ruh halim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruh halim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2012 Perşembe

blogum vardı la benim

valla yazmaya yazmaya unuttum. bi de arkadaşlara adresi de vermiyom sanki çok bi şey yazıyorum da :D izleyiciler artınca söyliiciim :)
bu aptal evden taşınıyoruz. çok mesudum ondan. üç aydır beklemekten artık ümidi kesmiştik ama nasip bu günlere imiş :)
evi de nasıl bulduk: biz zaten taşınacaktık da sağa sola verdiğim ilanlardan benim iki okul yolu arkadışımdan birisi buldu.daha doğrusu bunların yan dairesi. yani en yakın arkadaşlarımdan biriyle komşu oluyoruz :)
ay! çok mutlu oldum yine :)
arada yazayım bari. buranın varlığı bile beni mutlu ediyo. ( çok mu gereksizcesine mutluyum ki )
hadi iyi davranın kendinize :)

12 Şubat 2012 Pazar

kararsızlık



çok stresli ve kararsızım. konu şu ki : eskiden ne olmak istediğimi bilmiyordum. şimdi en azından kafamda bazı kararlar var. ama şimdi de onlar beni tatmin etmiyorlar. 11. sınıf eşit ağırlıktayım. 9. sınıftayken iç mimar olma isteğimle eşit ağırlık seçmiştim. hala da istiyorum ama ailem pek istemiyor. haksız da sayılmazlar. biraz babadan geçen bir meslek. ve özel sektör sayılır. ben garanti bir iş olsun istiyordum. iç mimarlık tam bana göreydi ama malesef tercih listemden silindi. çizimimin iyi olduğunu düşünüyorum. farklı görüşlere açık yaratıcı düşünceli biriyim. ve ikna kabiliyetim de yüksek. işte tam bana göreydi. bunlar dışında  bende biraz da otoriterlik var. ve olaylara çözüm de getirebilirim. kendimi düzgün ifade edebiliyorum bu yüzden okulda genelde beni sözcü seçerler. ve her türlü organizasyonu da yaptım :) evet kendimi övmüş gibi hissediyorum, öyle de oldu zaten :D
konuya dönelim. iç mimar olmaktan vazgeçtiğim sırada hakim olmaya karar vermiştim. sonra bir ara pdr de okumaya karar verdim. ve bir de ezelden beri istediğim ingilizce öğretmenliği var. ha bir de türkçe öğretmenliği. şunu da belirtmem gerekiyo, bana öyle geliyo ki ne olursam olayım öğretmenlik içimde hep kalacak.
şimdi de hiç bahsetmediğim sorunuma geliyorum. bu mesleklerin hiçbiri aslında benim istediğim değil. ben güzel sanatlar lisesine gitmek istiyordum. asla işsiz kalmazdım ve en azından istediğim ve sevdiğim işi yapıyor olurdum. mesela müzik, resim öğretmenliği. biraz küçük meslekler ama tam bana göre.ve yine ailem istemedi.
ve bahsetmediğim diğer sorun da şu: ben Samsun' da okumayı istemiyorum.ailem de ilk tercihlerimi burdan yana kullanmamı istiyor. ben artık yavaş yavaş kendi ayaklarım üstünde durmak istiyorum. onlar zaten üniversiteyi nerde okursam okuyayım bunu yapabileceğimi söylüyorlar.
dün bir tercih listesi hazırladım. içinde bolca izmir ve bir kaç samsun vardı. sosyoloji, psikolojik danışmanlık, yabancı dil ve hukuktan tercihler yaptım. sonra ailemdeki herkese 10 tercihim arasından en çok destekledikleri 3 tanesini işaretlemelerini istedim.( kimse yanlış anlamasın tabii ki kararı ben veriyorum baskı falan görmüyorum yani :) onlardan sadece bir yardım aldım. ) en çok oyu on dokuz mayıs üniversitesi hukuk fakültesi aldı. tamam iyi güzel de. istemiyom ya! valla. hukuk benim gibi renkli bir insana göre değil. - gibi geliyo bana.
yardım almam gereken konu yine bunların hiçbiri değil. şu ikisi:
1. arkadaşlarımın yıllardır şaşmadığı hedefleri varken, seneye sınava girecek olan benim, iki günde bir hedef değiştiriyor olmam. hangi kararı vereyim diye sormuyorum. kararımı nasıl vereyim diye soruyorum. nasıl bir yol izlemeliyim, benim için en doğrusunu nasıl bulabilirim?
2. eşit ağırlığın gazabına uğradım. çok az seçeneğim var. 9. sınıftayken ailem bana iç mimar olmak istediğim için karşı çıkmamıştı. ben de seçmiştim. şimdi iş ciddiye bindi. o aralar sözele gitmek için de tutturmuştum. çünkü edebiyat öğretmeni olmak istiyordum. yine aile bireylerim şiddetle karşı çıktılar. resmen kavga çıkmıştı. yine yanlış anlaşılmasın sadece aklımdan bile geçirmememi (') istemişlerdi.
ben de diyorum kii. şu kadar yazdığımdan sonra çok yanlış bir kararmış gibi geliyor ama.. sayısalın bol ganimetlerinden mi faydalansam acep? evet kabul ediyorum son derece zor olacak ama deli gibi çalışırım ders çalışmaktan çekinmiyorum. orda seçim yapmam hiç zor olmaz. zaten sayısalın tüm meslekleri benim gözümde aynı zorlukta :D önemli olan oraya gitmek için cesareti toplamak. arkadaş çevremi umursamıyorum bile. zaten onlarla sadece bir senem kaldı. ben hayatıma hazırlanmak zorundayım.
 işte böylee.. ne yapsam nasıl yapsam birileri yardım etsin lütfen fikriniz ne olursa olsun yazmanızı rica ederim. bu kadar yazdıklarımı okuduğunuz için teşekkürler :)

1 Şubat 2012 Çarşamba

gün.15= yarıyıl tatili



günlerim hiç farklı değil. değişik bir şey yapmıyorum, arkadaşlarımla plan yapamıyorum. uyum sağlayamadıklarından daha önce de bahsetmiştim. gitar çalmak- yemek yemek- müzik dinlemek- ders çalışmak şeklinde her günüm.

neyse en azından ders çalıştım derim :) fizik çalıştım lan! bir eşit ağırlıkçı olarak :D

22 Ocak 2012 Pazar

okulu seviyorum.

on beş gün boyunca farklı bir şey yapmayacağım için biliyorum, sıkılacağımı.dershaneye yazıldım bir sürü kitap verdiler. ders çalışmam lazım. zaten boş test kitabım olduğunu bilmek beni rahatsız ediyo, çözüp bitirmek istiyorum.  her anımı ders çalışarak geçirmek zorundaymış gibi hissediyorum. en azından ders bari çalışmayı aileme borçlu olduğumu, bu kadarını da yapmak zorunda olduğumu biliyorum. kimse bana böyle hissettirmese de ben üzerimde ' başarmak zorunda olma baskısı ' diye bir şey hissetmeye başladım. bu bir buçuk yıl nasıl geçecek..böyle düşünmem ne kadar doğru...
okulu da özledim. tatilde farklı bir şey yapmadığımı söyledim. planlarım yok öyle şuraya buraya gitmiyorum. okulda en azından arkadaşlarla beraber ders işleniyordu :D tatilde arkadaşlarla buluşulmuyor mu derseniz, zaten çok arkadaşım yok, olanlar da buluşmak konusunda olabileceğin üstünde beceriksizler. mutlaka birinden farklı ses çıkar, kalanları da plana uymaz. eve çağırırım gelmezler, dışarda buluşmazlar.. falan filan. ki zaten ben de bu soğukta dışarıya çıkmam.
 ahh.. bu resim de okulda yaptığımız saçma eğlencelerden sadece biri. kendini feda eden dostumuz, biz.... :) ( mavi kalem tutan el benim :)
bu resmi gören 10 insanda 8'i ''bu ne şimdi, başka bir şey bulamamışlar mı, işi gücü yok da bunu mu konu almış, resimlemiş?... '' diyebilir. okulda 3. senem. ilk iki seneyi bir tek gerçek arkadaşım olmadan geçirdim. takip ettiğim herkes günlerini kankileriyle, dostlarıyla... geçirirken, benim arayacak bir arkadaşım yoktu. birbirimizi daha yeni yeni tanımaya başladık ve nihayet bir çevrem oluştu. şimdi onlarla sıkılmak bile çok eğlenceli. evet. bunu yaparken çok sıkılmıştık. sınav haftası, karamsar öğretmenler iğrenç notlar açıkladıktan sonra sınıftan çıkıp gidiyordu.biz de sıralarımıza yatıp, o öğretmenin sınavında ne yapacağımızı düşünüyorduk. tenefüse zaten kimse çıkmıyordu.
buraya kadar her zaman olan şeyleri anlattım. bu resimde de öyle ele parmağa bir şeyle çizmeyi çok seven süm., gelmiş beyz'in eline bir şeyler çiziyordu. sonra bir baktım, gülfi de gelmiş, berna falan derken hepimiz beyz'in eline böyle anlamsızlıklarla dolu  beynimizi yansıttık :D
saçma küçük bir resim için, belki sormayacağınız soruların cümlelerce cevabını verdim, çok konuştum belki , vaktinizi aldım ama.. hala da alıyorum galiba, neyse gittim ben bu cümle de bitmez :)

8 Ocak 2012 Pazar

yine okul.. yine olaylar olaylar...

yine okul..yine olaylar olaylar..yani artık kız erkek meseleleri sınırı aştı..
çok güzel bi öğle arası, sınavı da atlatmışız rahat rahat oturuyorum. sonra dedim ki bi gezineyim, kızlar lavobosunun önündeki upuzuuun pencerelerden dışarı bakayım.
neyse baktım baktım.. sonra sınıfa geri dönerken ne göreyim!
biz a-11/b eşit ağırlığız. karşı sınıfımız, a-12/e sözel. bu sınıfın erkekleri hep kapının önünde durur. ben de onur kurulu temsilcisi olarak bizim sınıfın kızlarını ilerde kötü şeyler yaşanmaması için içeri çekmeye çalışırım (biraz gıcık bir görev olduğunun farkındayım.)
neyse konu dağıldı, bu sınıfın önü bu sefer bayağı kalabalıktı. şöyle bir içeri bakayım dedim, bir çocuk! kriz geçiriyor. sıraya yatırıyorlar, öğretmenler, öğrenciler... bir de baktım ki bizim kat dolmuş bile.
o sınıfın çoğunu tanıyorum. hem karşı sınıfımız olduğu için, hem de 24 kasımda o sınıfla program düzenlediğimiz için. o yüzden çok merak ettim kime ne olmuş diye.
(burada bir bilgi daha vermek zorundayım. bu karşı sınıfta çok hoş çocuklar var o yüzden biz de arkadaşlarla canımız sıkılınca içlerinden birilerini seçerek kendi çapımızda hoşlanıyoruz :D ben de bunlardan birini bi dosta hoşlandırtmaya çalışıyodum.)
sonra öğrendim ki kriz geçiren çocuk bu benim ayarlamaya çalıştığımmış. meseleyi de öğrendik sonra.
bu çocuk hakkında daha önce üzücü şeyler duymuştum. sevdiği kız okulun en başarılılarındanmış. en başarılıların olduğu okul gezisine gitmiş. gezide denizde boğularak ölmüş :( ondan sonra bu çocuk daha kimseye bakmamış. ( tabi bu ne kadar sahih bilmiyorum)
ambulans geldi götürdüler çocuğu. 9. sınıflardan bir kız ağlıyormuş çok fena. hocalar  bu sefer hep onun yanında. kalabalık bu sefer a-9/d' de.
mesele anlaşıldı tabi.
kıza teklif etmiş de, o da kabul etmemiş de ondan sonra çocuk böyle olmuş .. falan filan.
işte olay bu!
ya allam ben yorum yapmamalıydım ama yine kendimi tutamadım. bu konu hakkında birine konuşmam gerekiyordu. nedense kendimi ifade etme telaşı aldı bu konudan sonra.
ben şöyle düşünüyorum.
bu çocuk  bir sene kalmış. yani doksan üçlü. kız doksan yedili. oğlum daha bebesiniz lan. ben sizden büyük değilim. hepimiz bebeyiz yani. böyle birileri için ayılıp bayılmak için çok erken değil mi? bana öyle geliyor valla. ben o kıza ne diyim peki? böyle anne gibi öğüt vermek değil de, empati kurarak yazıyorum bunları. gerçekten bu kadar objektif olabiliyorum. o kadar garip bir durum yani benim için. ama şunu söyleyebilirim. yani ben sadece adını duyduğum birinin öldüğünü duyduğumda bile çok üzülüyorum. eğer bu 9. sınıftaki mesele masum bir duyguysa da sonuçta bunlar yaşandığında aralarında bir şeyler varmış. ve bu olaydan haliyle etkilenmiş. kendini toparlayabilmiş. belki bu son olayın da onunla bir bağlantısı vardır. ama yine de ben bu tür şeyleri yaşamak için çok erken olduğunu düşümüyorum. ya kendilerine yazık ediyorlar. bu günleri
çok daha güzel geçirebilirler. ben kimseye kimseden hoşlanmayın demiyorum. kimse kimseyle sevgili olmasın da demiyorum. ama bu işin devamı gelir arkadaşlar. artık neden  ben bilmiyorum ama sınıfta bazıları var, başlarına bir şey gelince onlara akıl hocalığı yapmamı istiyorlar. bana güvendiklerinden mi, mantıklı olduğumu düşündüklerinden mi.. ben onlara da aynı şeyi söylüyorum. bazen onlar yaşamadan bilemezsin diyorlar. ama biliyorum. yaşamadan biliyorum! benim işim okula gidip gelmek, ders çalışmak. başka hiç bir ekstra sorumluluk vermiyor ailem bana.  benden hiç bir şey beklemiyolar.  ben de onlar için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. ve onlar benim için çabalarken ben okulda başkaları için çabalamayı yanlış görüyorum. her şeyi dozunda tutarsak sorun yok bence. o yüzdeeen... öyle yani anladınız siz :)

1 Ocak 2012 Pazar

rahatlamaktan anladığım: gitar!




not: gitar arkadaşımın. benimki acayip eskiydi de.okulda 24 kasım programı için gitar çaldıydım. o günden bu resim. gitarın yanındaki de benim. biliyorum parmaklarım ölümüne kalın.

çok seviyorum ya. ben sinirlenince öyle içimden ona kadar falan sayamam ya da sessizce bir yere çekilemem. gitar ya gitar! :) sadece sinirlendiğimde değil, yorulduğumda mutluyken, her zaman yani..
he çok mu güzel çalıyorum. yöö aksine altı yıl (oha bayağı olmuş) önce sadece bir ay gitmiştim. ama hiç bırakmadım hep çaldım ve bir ay değil de bir yıl gitmiş kadar geliştirdim kendimi. tabi yine de harika çaldığımı düşünmüyorum. :)  hep geniş zaman kullanıyorum farkındayım ama bu sefer de öyle olacak, bir gün belki bir videomu yayınlarım :)

9 Aralık 2011 Cuma

bitmiş dizi izleyen.

böyle daha iyi oluyo valla. açıp canımın istediği kadar izliyorum. diziport da sağolsun tıkır tıkır izliyorum maşallah :) hee ne izlediğimi dehala söylemedim. the o.c'yi uzun zamandır merak ediyodum başladım nihayet. derslerden boşluk bulursam izliyorum. 14. bölümdeyim, 2003 yapım. 92 bölüm sürmüş.
bir zamanlar gossip girl izliyodum 1. sezonu bitirmiştim ama nedese ona devam etmek istemiyorum.
bir de adını çok duyduğum pretty little liars vardı. ona bi bakim dedim, birinci bölümü izledim. güzel konu ama ben gizemli falan böyle şeyleri sevmiyorum yea. benim işim dram veya komedi.
işte the o.c de tam böyle bi şey. çok sevdim ben. hatta orda ''seth'' manyağı oldum :D
not: gossip girl ve o.c nedense hep birlikte anılıyor. orda seth'i  beğenen gossip girl'de kimi beğenir derseniz.... chuck bass tabii ki de!! :)

12 Kasım 2011 Cumartesi

bonibon hırsızı !!!

bugün  herkes kendi halinde takılıyodu evde.ben de edebiyat çalışcaktım. sonra yemek yemeye mutfağa gittik. halam rulo pasta yapmış. üstüne bonibon koyacaktı ama evde bonibon bulamadık :) halbuki daha dün iki paket vardı.
neyse o sırada annem geldi. oturduk yemek yiyoruz. anneme de sorduk bonibonları görüp görmediğini. o da '' ben dün eti puf yemek için baktığımda ordaydılar'' dedi. sonra içimizdeki hırsızın kim olduğunu bulmaya çalıştık. sofra kaldırıldı. ben de annemin yanına gittim bir şey demek için. annem hala bonibon arıyodu :) ve odasına girer girmez bana ''sen aldın di mi betül bak valla kızmicam söyle'' dedi. ama ben almamıştım. zaten ben tatlı sevmem ki :) sadece bazen canım fıstıklı çikolata çeker. ''anne ben aldığımda sana söylüyorum niye saklayayım ki. geçende çikolata almıştım ama onu zaten söylemiştim o zaman da'' dedim. sonra memet bey geldi. tabii herkes başımızda. ikimiz de almadıysak babam almış demekti. ama koca adam neden oturup iki paket bonibon yesin ki :)
artık çok üstüme gelmeye başladılar. ama ben memonun aldığından emindim :D en sonunda '' kur'an bulun el bascam'' dedim. kii o anda memo ''tamam lan ben aldım'' diyerek suçunu itiraf etti.ama biz o sırada gülmekten yerlere yattık.(zaten ciddi bir olaymış gibi anlatsam da bu olay tamamen komedi olarak gerçekleşti :D )
annemin çekmecesinin arkasından ambalaj kağıdını, kendi bilgisayarının kıyısından köşesinden de kutusunu çıkardı. sonra da ceza olarak yeniden bonibon almaya gitti :)
hhhhhh... çok komikti  o halleri. suçlayacak biri, bi an araması :)

11 Kasım 2011 Cuma

...

                                                               
siyah gözlerine beni de götür
daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür


artık bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asûdeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum

binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum

bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun

usul usul intizârı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkânsız muştuların
eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür
                                                   Nurullah Genç

10 Kasım 2011 Perşembe

te allam ya.

ay bugün noldu. şimdi ilk dersteydik. zilin çalmasına on dakka kalmış. bayram ertesi millet geç yatmaya alışmış. sınıf mevcudu az. biz de kendimizden geçmiş bir şekilde ders dinliyorduk. ki bizim dersimize girmeyen ama bizi program olacağı zaman kullanan bi hoca var bizim okulda. o geldi. betülle beyzayı alabilir miyim dedi.biz de beyzayla neye uğradığımızı şaşırdık ama çıktık. bi baktık bizim müdür yardımcısının orda bi kalabalık bir telaş. hemen elimize bişeyler tutuşturdular. ''alın şunlara çalışın, sen şuna çalış, git bunu fotokopi çektir, yok bunu uzatalım'' dün okul olmadığı için ON BEŞ dakkada program hazırladık. okulda da inşaat vardı. konferans salonunu yıkmışlardı. ilk defa biz kullandık hihi :) tabi ilk önce dışarda siren sesi, tören falan.. hava da çok fena soğuktu.donduk. bana da verdiler ordan üç tane cümle. atatürk için kim ne demiş diye. çok kısaydı yaa rezil olduğumuzla kaldık. böyle sahneye çıkmaya değer bi şey olsa tamam ama. neden rezil olduğumu düşündüğümü sonra yazacam. en azından bir süre sonra :)

neden kahve içemiyorum?

böyle eve arkadaşım gelince '' otur bi kahve içelim'' diyip tatlı tatlı oturup sohbet etmek...


dışarıda yağmur yağarken sıcak bi -kalerüfer var bizde malesef - sobaya dayanmak, dışarıyı izlerken sıcak kahvemden yudumlamak...

işte ben bunu yapamam. çünkü kahve sevmiyorum. içemiyom ya. bitiremiyorum yarısına kadar zor içiyorum :(
ve bence kahvenin yerini çay veya sıcak çikolata veya ne biliim oralet falan tutamaz. zaten çay da sevmiyorum :(

ama yine de, belki bir gün karşıma bana kahveyi çok sevdirecek biri çıkar :) birlikte oturup tüm bu saydıklarımı yaparız :)